Antalya’da Geleneğin Sürdüğü Bir Mekan: Antalya Lokantası

Mevsimlerden kış ya da yaz olsun; öğle üzeri Kalekapısı’na doğru yürürseniz şiş, döner, tavuk kokuları gelmeye başlar uzaktan burnunuza. Topçu, Hasan Antalya, Parlak, Şişçi Mustafa’nın Yeri başta olmak üzere eski Antalyalıların durak noktalarıdır bu lokantalar. Her mevsim taze sebze, kışın ise çeşitli otlar bulunmasına rağmen,  Doğu ya da Güneydoğu illerinde olduğu gibi Antalyalılar da etçidir biraz.

1990’lı yıllarda Dönerciler Çarşısı’nın yıkılarak yeniden inşa edilmesi sürecinde sebze yemeği yapan lokantalar bir yerlere savruldular ve bir daha da öğrenciliğimdeki gibi yerlisi yabancısıyla, her mevsim cıvıl cıvıl olan, insan seslerinin ve yemek kokularının birbirine karıştığı sıcak bir  mekana dönüşemedi Dönerciler Çarşısı. Artık, kokoreççiler ve dönercilerin önünden  geçip gidiyoruz.

Bu et kokularının büyüsüne kapılmadan, sağlıklı beslenmek isteyenler “Sulu Yemek Lokantaları”nın adreslerini de iyi bilirler. Bir zamanlar Dönerciler Çarşısı’nın en eskilerinden olan Mustafi’nin Yeri şimdilerde Birlik İşhanı’nın arkasındaki bir iş merkezinde hizmet veriyor. Mustafi’de çorba, sebze, nohut, fasulye gibi yemeklerin yanı sıra şiş, piyaz da yapılıyor. Yine kentin eski lokantalarından biri olan Ülker Lokantası, Recep Peker Caddesi’nde yeni  haliyle müşterilerine, çorba, pide, et çeşitleri ve az sayıda sebze yemekleri sunuyor. Tabii, Parlak’ta kömürde çevrilen tavuğun yanı sıra, öğleyin sebze yemekleri de bulunduğunu da hatırlatmak gerekir.

Benim asıl sözünü etmek istediğim ise Antalya Lokantası. Kalekapısı’ndan, Hükümet Caddesi’ne doğru yürürseniz, Hürses Gazetesi’ni geçtikten sonra sağa sapan ilk ara sokak üzerinde, Aden’in karşısında bir lokanta görürsünüz. Önünde duran dört beş masa, beyaz üzerine mavi örtüsüyle dikkatinizi çeker. Dışarıdan, yemek çeşitlerinin sıralandığı vitrinine  göz atabilirsiniz.

Yıllarca bu lokantanın önünden gelip geçtim belki de. Merak etmedim değil, fakat oturup yemek nasip olmamıştı iki sene öncesine kadar. Birgün, nasıl olduysa, adımımı atıverdim içeriye. Bu lokantada hemen öyle masaya geçip oturulmayacağını öğreniveriyorsunuz. Yemeklerin self servis olduğunu, tezgahın önünde duran tepsilerden anlıyorsunuz. Günün yemekleri hakkında onlar bilgi veriyor, siz seçiyorsunuz. Yeşillik ya da salatanızı, çatal kaşığınızı da alıp boş olan bir masaya yerleşiyorsunuz. Antalya’da diğer lokantalarda görmediğiniz  bir gelenek var burada. Her masada Antalya’nın en eski yerel gazetelerinden biri olan Hürses Gazetesi bulunuyor. Çok aç değilseniz, yemeğinize başlamadan Antalya ve Akdeniz Bölgesine dair haberlere göz atabiliyorsunuz.

Elbette insan bir lokantanın geçmişini, sunduğu yemekleri bir kez orada yemek yemekle anlayamıyor. Yediklerinizden bir lezzet, bir damak tadı kalmışsa, nezih bir ortam izlenimi edinmişseniz,  bir kez daha gidiyorsunuz, bazen de müdavimi oluyorsunuz o lokantanın. Sizde bir merak başlıyor, kimlerin bu lokantayı kurduğunu, adının nerden geldiğini, sunduğu yemeklerin çeşitliliğini öğrenmek istiyorsunuz.

Antalya Lokantası’nın adı sahiplerinin soyadından geliyormuş. Daha önce de sözünü ettiğim Hasan Antalya Lokantası’yla akraba Antalya Lokantası’nı işletenler. Hasan Antalya, şiş ve tandır yapan, daha çok akşamcıların rağbet ettiği, rakı muhabbetinin bol olduğu bir lokanta iken, bugün farklı açılımlara da yer vererek, pide ve diğer et çeşitlerini de sunmaya başladı.

Kardeş Lokanta da diyebileceğimiz, Antalya Lokantası’nı bugün Bekir ve Akay Antalya işletiyorlar. Sahiplerinin yanı sıra servis elemanlarıyla da sanki bir aile işletmesi gibi burası. Ferdi Merran önce yemekleri tanıtıyor size, seçtiklerinizi tabalara koyuyorlar sonra. Murat Uğur ve Mehmet Seler ise ekmek, su ve istediğiniz diğer içeçekleri  getiriyorlar, yemekten sonra çay ikram ediyorlar. Yılmaz Kurtaranlar, bir zamanlar Antalya’nın en bilinen garsonlarından nam-ı değer “Dana Yılmaz”, şimdilerde lokantanın yardımcısı olarak çalışıyor.

Gelelim yemeklere; baştan söyleyelim, burada şiş köfte, döner, ızgara türleri yapılmıyor. Bu nedenle de gerçek anlamda sulu yemek lokantası olmayı hak ediyor bana göre. Peki neler sunuluyor; tavuk ve mercimek çorbası, sebzelerden taze fasulye, kabak, karnabahar,-onlar “gernebahar” diyorlar-, ıspanak, pırasa, barbunya pilaki, semiz otu, kabak çitme, biber ve patlıcan dolma, mevsime göre ebegümeci, yoğurtlu pazı, baklagillerden fasülye, nohut, etli yemek olarak ise taskebabı, Antalya’nın meşhur yoğurtlu köftesi, tavuk sote, çiftlik kebabı, Arnavut ciğeri, tabii pilav, makarnayı da unutmamak lazım. Cacık, yaz aylarında hoşaf, tatlı olarak ise Kemal Paşa, bazen de tel kadayıf. Bu yemeklerin elbette hepsi aynı gün sunulmuyor. Hergün çeşitlilik gösteriyor yemekler ve dönüşümlü olarak sunuluyor.

Misafirlerinize kent içinde Antalya lezzetleri tattırmak  ve hala bazı geleneklerin sürdüğünü göstermek istiyorsanız yolunuz belki Antalya Lokantası’na düşer.

 

İmren Çalışkan Tüzün

 

Fotoğraflar: İmren Tüzün